Sporun genelde yüzünü buruşturup yok saymayı tercih ettiği bir konu var.
Ama o konu yanı başımızda. Soyunma odasında, story’lerde, DM’lerde, para konuşmalarında.
Bu: OnlyFans.
Onun hakkında, sanki insanlığın ahlakı tartışılıyormuş gibi kavga ediyorlar; ama pratikte her şey daha basit ve daha sert: bu, yakınlığın herhangi bir reklam anlaşmasından çok daha doğrudan paraya çevrildiği bir platform. Sporcular da oraya “birden delirdikleri” için değil, çünkü birçoğunun kariyeri tuhaf bir şekilde kurulmuş durumda: riskler devasa, istikrar bir illüzyon ve para çoğu zaman diz iyileşmeden önce tükeniyor.
OnlyFans neden bu kadar büyüdü (ve bu spor için neden önemli)
OnlyFans’ın başarısının mekanizması olağanüstü: platformun kendini uzun uzun anlatmasına bile gerek yok — onu zaten içerik üreticileri tanıtıyor, çünkü bu onların işine geliyor. Komisyon net: %20 platforma gidiyor, %80 içerik üreticisinde kalıyor. Sonra sporun çok iyi anladığı bir şey başlıyor: kitleyi kim toplayabiliyorsa, kazanan o oluyor.
Genelde verilen rakamlar neredeyse “ayıp” kaçacak kadar iddialı duyuluyor:
- 2020’de platformun yaklaşık 85 milyon kullanıcısı ve 1,6 milyon içerik üreticisi vardı;
- 2023’e gelindiğinde 300+ milyon kullanıcı ve 4 milyon içerik üreticisi;
- içerik üreticilerine toplamda 20 milyar doların üzerinde ödeme yapıldı.
Bu yüzden etrafında bir mitoloji büyüyor: “girdin mi, milyoner oldun.” Ama bu mitoloji tehlikeli: paranın aşırı eşitsiz dağıldığı gerçeğini saklıyor.
En sık tetikleyici, ortalığı karıştırma isteği değil; hayatta kalma ya da yeniden başlama ihtiyacı.
Bir sporcunun, “normal bir işte” bu kadar keskin hissedilmeyen üç kırılganlığı var:
- kısa kariyer (iki yıl “biriktirip bekleyeyim” diyemezsin);
- sakatlıklar (her an kazancın bir anda kesilebilir);
- kurtarmayan sözleşmeler (özellikle orta seviyelerde; profesyonelsin ama para yine de yetmez).
Ve tam burada OnlyFans devreye giriyor — acımasız ama dürüst bir teklif ile: “Bir kitlen var mı? Onu doğrudan paraya çevir.”
Platformu efsaneleştiren hikâyeler
Platform, medyadan medyaya taşınan ve “orada altın damarı var” etkisi yaratan başlıklar üretmeyi iyi biliyor.
Paige VanZant (MMA), sektörün meme’ine dönüşen bir cümleyle platforma “daldı”: OnlyFans’te bir günde, iddiaya göre, tüm dövüş kariyerinden daha fazla kazanmıştı. Burada önemli olan net çek değil; şu fikir: yıldız sayılanları bile spor her zaman beslemeyebiliyor.

Liz Cambage (kadın basketbolu), platforma girişini kabaca şöyle anlatıyordu: basketbol hayatının bir parçası, ama tamamı değil. Ve tahminlere göre, OnlyFans’teki yıllık geliri ligdeki en iyi sezonlarında kazandığının kat kat üstüne çıktı.

Keyla Alves (voleybol), en açık saçık içerikleri bile paylaşmadan dijital platformlarda spordan katbekat fazla kazanabildiğini söylüyordu — ve “maaş” dediğimiz şey bazen tam olarak bu oluyor.

Ayrıca tenis tarafında, sporcuların açık açık söylediği örnekler var: platformda birkaç ay, turnuva ödüllerinden yıllarca kazanılandan daha fazla. Evet, bu “spor = zenginlik” romantik resmine bir darbe gibi geliyor; ama bazen gerçek tam da bu.
Taraftarların sevmediği gerçek: milyoner olanlar sadece bir avuç kişi
İşte burada sohbetin yetişkin kısmı başlıyor.
Evet, “bir günde 1 milyon dolar” hikâyeleri var, ama onlar vitrindir. Kitlesel ölçekte gelir dağılımı acımasızdır: en üst yüzdeler paranın aslan payını alır, çoğu içerik üreticisi ise “birkaç yüz dolar” düzeyinde kalır.
Yine de bu “birkaç yüz dolar” bir sporcu için kritik olabilir:
- fizyoterapiyi ödemek,
- uçuş masraflarını karşılamak,
- ekipman almak,
- kısacası “antrenman yapabiliyorum” düzeninin dışına düşmemek.
Bu yüzden birçok kişi için OnlyFans “yeni kariyer” değil, destekleyici bir yastık.
Platformun “hype”tan çok “mecburiyet” olduğu ayrı bir hikâye türü de var:
- Sporcu bursunu/finansmanını kaybeder — hazırlığını sürdürebilmek için alternatif gelir arar.
- Dövüşçü sakatlık yüzünden maçlardan düşer — ve bir anda fark eder ki sporda “ara” = “maaşta ara”.
- Oyuncu kulüpten/ligden itilerek çıkarılır, itibarı zedelenir — ve elinde kalan şeyi paraya çevirmeyi dener: bilinirlik.
Bu hoş değil, ama dürüst: platform, sporun bazen sadece “dayan, sonra daha iyi olacak” konuşmaları verdiği yerde para verir.
OnlyFans sadece 18+ değil. Sporun oraya gelmesinin nedeni de bu
En basitleştirilmiş (ve artık eskimiş) algı: “OnlyFans = porno”.
Evet, yetişkin içerik çok ve bu gerçeğin bir parçası. Ama platform uzun zamandır daha geniş olduğunu göstermeye çalışıyor: antrenmanlar, sahne arkası, beslenme, yaşam tarzı, taraftarlarla iletişim.
Bu yüzden orada şunları görüyorsunuz:
- hazırlığını ve günlük hayatını paylaşan dövüşçüler,
- “profesyonelin hayatını” gösteren futbolcular,
- elçi gibi girip erotik içerik olmadan (bazen hatta ücretsiz abonelikle) içerik üreten tenisçiler.
Bu spor için mantıklı: sporcular doğaları gereği mükemmel “sahne arkası içerik üreticileri”. Taraftarlar da uzun zamandır sadece maçı değil, “bu iş nasıl yürüyor?” kısmını istiyor.

Ama etik tartışma kaybolmuyor: para, insanların yarasının olduğu yerde
OnlyFans çok spesifik bir modelin üstünde duruyor: ücretli yakınlık. Bazen bu gerçekten sadece “özel içerik”tir. Bazen de “o kişiye erişimim var” hissidir.
Ve tam burada iki büyük sorun başlar:
Damgalanma ve itibar riskleri
Bazı federasyonlar ve ligler için yaklaşım son derece basit: “bulaştın mı, yaptırım alırsın.” Orada porno değil de antrenman ve günlük yaşam içeriği paylaşsan bile, platformun markası tetikleyici olabilir. Bu yüzden sporculardan arma/iş birliğini kaldırmalarının istendiği ya da tamamen uzaklaştırıldıkları hikâyeler çıkıyor.
Psikolojik bedel
Uzun süre “kendine erişimi” sattığında, insan olduğun yerle ürün olduğun yer arasındaki çizgiyi kaybetmek çok kolay. Bu hikâyelerde psikologlar genelde tükenmişlik, yalnızlık ve bir nesne gibi algılanma hissinden söz eder — özellikle kitle toksikse.
Bu bir “korku hikâyesi” değil: ilgi ve tepkilere bağlı paranın olduğu her yerde görülen tipik bir yan etkidir.
Duyguları bir kenara bırakırsak ortada bir gerçek kalıyor: OnlyFans hakkında soruşturmalar oldu; moderasyon, güvenlik ve yasa dışı içerik konularında sorular soruldu. Platform, kamuya açık biçimde, kolluk kuvvetleriyle iş birliği yaptığını ve yasaklı içerikleri tespit edildiğinde kaldırdığını söylüyor; ama itibarın ardında bıraktığı iz yine de sürüyor.
Ve spor burada bir istisna değil: sporcular kamuya açık figürler, dolayısıyla:
- sızıntı riski daha yüksek,
- şantaj riski daha yüksek,
- kişisel bir hikâyenin toplumsal bir drama dönüşme ihtimali daha yüksek.
Bunun neden daha da büyüyeceği
Çünkü üç trend aynı noktada kesişti:
- Spor bir medya mesleğine dönüştü. Artık orta seviye bile “kişisel marka” olmayı bilmek zorunda.
- Spor gelirleri adaletsiz dağılıyor. Zirve kesim refah içinde, orta ve alt kademeler çoğu zaman hayatta kalma modunda.
- Abonelik ekonomisi kazandı. İnsanlar “erişim” için ödeme yapmaya alıştı: diziye, müziğe, blogere — şimdi sporcuya da.
OnlyFans sadece bu trendlerin en gürültülü biçimde kesiştiği noktada durdu. Spor için OnlyFans ne bir “utanç”, ne de “insanlığı kurtaran” bir şey. Bu bir araç. Bazen kirli. Bazen dürüst. Bazen de tek seçenek.
Ve asıl soru burada “olur mu/olmaz mı” bile değil; başka bir şey:
Sağlığını ve kariyerini riske atan bir sporcu, nasıl oluyor da bir aboneliğin kendi spor dalından daha istikrarlı ödeme yapabildiği bir duruma düşüyor?







